Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Foto Galeri

Kocamı Toprağa Verdiğim Gün Kırk İki Yaşındaydım.

jjjsi

Kocamı toprağa verdiğim gün kırk iki yaşındaydım. Mezarlıktan dönerken insanların bana nasıl baktığını hatırlıyorum. Bazıları acıyordu, bazıları teselli etmeye çalışıyordu. Fakat hepsinin gözünde aynı düşünceyi görüyordum: Bundan sonra yalnız yaşayacaktım.

Adım Gülseren. Yirmi yıl boyunca evli kaldığım eşim Vedat, geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetmişti. Aramızda büyük kavgalar yaşanmamıştı. Birbirimize kötülük de etmemiştik. Ama evliliğimizin son yıllarında konuşacak sözümüz giderek azalmıştı. Vedat bahçesiyle ilgilenir, ben ev işleriyle uğraşırdım. Akşamları aynı sofraya oturur, ertesi gün yapılacak işleri konuşurduk.

Ölümünden sonra onu özledim. Özellikle sabahları mutfakta duyduğum ayak seslerini, kapının önüne bıraktığı çamurlu ayakkabılarını ve çayını hep aynı bardaktan içmesini. Fakat zaman geçtikçe kendime itiraf etmekten korktuğum başka bir duyguyla karşılaştım. Evliliğim boyunca yalnızca eşimi değil, kendi isteklerimi de unutmuştum.

Köyümüzde dul bir kadının hayatı görünmez kurallarla çevriliydi. Pazarda fazla gülsem ayıplanır, komşunun kapısında uzun konuşsam dedikodu yapılırdı. Bu yüzden bir yıl boyunca evimle bahçem arasında yaşadım. Annemden öğrendiğim dikişi yeniden yapmak istiyordum ama eski makinem bozulmuştu. Tamir ettirmeyi bile gereksiz görüyordum. Nasıl olsa yalnızca kendim için yaşayacaktım.

Her şey karşı evin kapısı yeniden açıldığında değişti.

O ev yıllardır boştu. Bir sabah pencereden baktığımda bahçe duvarını onaran bir adam gördüm. Uzun boylu, koyu saçlı, otuzlu yaşlarında biriydi. Ağır taşları kenara taşıyor, ardından duvardaki çatlakları dolduruyordu. Beni fark edince doğruldu.

“Günaydın, Gülseren abla. Ben Baran. Rahmetli babamın cevizliklerine bakmak için döndüm.”

Baran otuz üç yaşındaydı. Çocukluğunu köyde geçirmiş, yıllarca şehirde çalışmıştı. Babasının ölümünden sonra bakımsız kalan bahçeleri yeniden işletmeye karar vermişti. Onu eskiden uzaktan tanırdım. Fakat şimdi karşımda kendi ayakları üzerinde duran, sakin konuşan bir adam vardı.

İlk haftalarda karşılaşmalarımız sıradan komşuluk ilişkilerinden ibaretti. Bir gün bahçe kapımın yerinden çıktığını gördü. Tamir etmek için izin istedi. Başka bir sabah yağmur oluklarının tıkandığını fark etti. Çatıya çıkmadan önce merdiveni güvenli biçimde yerleştirip olukları temizledi.

Her seferinde teşekkür ettim. O ise yapılan iyiliklerin hesabını tutan biri değildi. Ben de karşılık olarak bahçemden topladığım sebzeleri götürüyor, yoğun çalıştığı günlerde ona yemek hazırlıyordum. devamını diğer sayfaya geçerek okuyunuz

DİĞER GALERİLER

TÜMÜ

Diğer Galeriler

Foto Galeri Ana Sayfa