Kutunun içinden eski, kahverengi bir zarf çıktı.
Üzerinde yalnızca benim adım yazıyordu.
Ellerim titreyerek zarfı açtım. İçinden sararmış birkaç fotoğraf, eski mektuplar ve bir de küçük bir anahtar çıktı.
İlk fotoğrafa baktığımda nefesim kesildi.
Fotoğrafta ben vardım.
On yedi yaşındaydım.
Yanımda ise genç Murat duruyordu.
Fotoğrafı hatırlıyordum. Lise mezuniyetimizden birkaç hafta önce çekilmişti. Yıllardır görmediğim bu fotoğrafı yeniden görmek bile beni ağlatmaya yetmişti.
Ama asıl şaşırtıcı olan, fotoğrafın arkasına yazılmış cümleydi:
“Bir gün geri dönersen, sana gerçeği anlatacağım.”
Altındaki tarih, tam 55 yıl öncesine aitti.
İlk mektubu açtım.
Murat’ın el yazısını hemen tanıdım.
Mektupta, benim üniversite için kasabadan ayrıldığım günün gecesinde yazdıkları vardı.
Bana kızgın olmadığını söylüyordu.
Hatta gitmem gerektiğini anladığını, fakat bana söylemediği bir şey olduğunu yazmıştı.
Mektubun sonunda şu cümle vardı:
“Benden nefret etmeni tercih ederim. Çünkü gerçeği öğrenirsen beni beklemeye başlayabilirsin. Ben ise seni ömrün boyunca beklemeye mahkûm etmek istemiyorum.”
Ne demek istediğini anlayamamıştım.
İkinci mektubu açtım.
Bu kez Murat, yıllar sonra hayatında neler olduğunu anlatıyordu.
Babası ağır bir hastalık geçirmiş ve ailelerinin bütün sorumluluğu onun üzerine kalmıştı. Kasabadan ayrılıp benim peşimden gelmek istemiş ama babasını yalnız bırakamamıştı.
Sonra babası öldüğünde, benim hayatımı çoktan kurduğumu düşünmüş.
Bana ulaşmaya cesaret edememiş.
Ama asıl büyük sırrı üçüncü mektupta açıkladı.
“Sen gittikten sonra,” diye yazmıştı, “benden sana ulaşmamı isteyen biri oldu.”
Mektubu okurken kaşlarımı çattım.
Murat’ın anlattığına göre, yıllar önce benim ailemden biri ona ulaşmıştı.
O dönemde ailem, başka şehirdeki hayatımı ve geleceğimi korumak için Murat’ın benimle iletişim kurmasını istememişti.
Murat bunu kabul etmişti.
Çünkü beni seviyordu.
Beni kendi hayatına bağlamak yerine, geleceğimi yaşamama izin vermeyi seçmişti.
Ama yıllar boyunca beni hiç unutmadığını itiraf ediyordu.
“Eğer bir gün yeniden karşılaşırsak,” diye yazmıştı, “sana hiçbir şey borçlu olmadığımı, senin de bana hiçbir şey borçlu olmadığını söyleyeceğim. Seni geçmişimiz için değil, bugün olduğun kadın olduğun için seveceğim.”
Mektubu elimden bıraktım.
Gözyaşlarımı tutamıyordum.
Sonra küçük anahtarı fark ettim.
Kutunun altında kısa bir not vardı:
“Bu anahtar, evimizin yanındaki eski depoya ait. Gitmeden önce oraya git. Sana söyleyemediğim son şeyi orada bulacaksın.”
Ertesi sabah depoya gittim.
Kapıyı açtığımda içeride eski eşyalar, birkaç kitap ve duvara yaslanmış büyük bir ahşap sandık gördüm.
Sandığın kapağını açtığımda yüzlerce mektup vardı.
Hepsi bana yazılmıştı.
Ama hiçbiri gönderilmemişti.
Murat, 55 yıl boyunca neredeyse her yıl bana bir mektup yazmıştı.
Bazıları gençliğimizi anlatıyordu.
Bazılarında benim nasıl bir hayat yaşamış olabileceğimi tahmin ediyordu.
Bazılarında ise sadece özlediğini yazmıştı.
Son mektup ise hastaneye yatmadan birkaç gün önce yazılmıştı devamını diğer sayfaya geçerek okuyabilirsiniz

