
Onu açtığımda ellerim titriyordu.
“Sevgilim,” diye başlıyordu.
“Eğer bu mektubu okuyorsan, artık sana anlatacaklarımı yüzüne söyleme fırsatım olmadı demektir. Sana yaptığım şeyin bir tuzak olduğunu söylemelerini özellikle istedim.”
Bir an durdum.
Avukatın sözleri aklıma geldi.
Sonunda onun tuzağına düşmüştüm.
Ama mektubun devamını okuyunca her şey değişti.
“Mirasımdan korkmanı istemiyorum. Sana para bırakmadım. Ev, araba ya da servet bırakmadım. Sana bıraktığım şey, hayatım boyunca senden sakladığım gerçeğin kendisi.”
Altında bir cümle daha vardı:
“Sen benim son dileğim değildin. Sen benim hayatımdaki ilk ve tek dilektin.”
Gözyaşlarım sayfanın üzerine düştü.
Fakat mektubun sonunda beni asıl şaşırtan şeyi öğrendim.
Murat, hastanede evlenmemizin ardından avukatına bir vasiyet hazırlatmıştı.
Bütün mal varlığını, kasabadaki küçük evini ve yıllar boyunca biriktirdiği paranın büyük bölümünü hastanede tedavi gören ihtiyaç sahibi hastalar için kullanılmak üzere bağışlamıştı.
Bana ise yalnızca o eski evini bırakmıştı.
Ve bir şart koymuştu:
“Onu satmasın. Çünkü orası onun da evi.”
Avukatın neden “tuzağa düştünüz” dediğini o zaman anladım.
Murat, benim onunla evlenmemin sebebinin miras olmadığını kanıtlamak istemişti.
Beni yıllar sonra hayatına kabul ederken bile, içimde onun parasına karşı bir beklenti olup olmadığını düşünmüş ve bunu asla öğrenemeden ölmek istememişti.
Bu yüzden avukatına o cümleyi söylemesini vasiyet etmişti.
Son mektubun son satırlarını okurken artık ağlamıyordum.
“Eğer benimle sadece son ayımı paylaşmak için evlendiysen, bana dünyadaki en büyük hediyeyi verdin. Eğer beni hâlâ sevdiğin için evlendiysen, 55 yıllık bekleyişimin karşılığını aldım. Ama lütfen şunu unutma: Sen benim hayatımı tamamlamadın. Sen bana hayatımın yarım kalmadığını gösterdin.”
Mektubu göğsüme bastırdım.
O gün Murat’ın evine gittim.
Pencereden kasabaya baktım.
Gençliğimizin geçtiği sokaklar hâlâ oradaydı.
Bir zamanlar Murat’ın yanında kalmak yerine başka bir şehre gitmeyi seçmiştim.
Yıllar boyunca bunun hayatımın en büyük hatası olduğunu düşünmüştüm.
Ama artık öyle düşünmüyordum.
Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gerçekten çıkmaz.
Sadece yolları birbirinden ayrılır.
Ve bazen kader, iki insanı yeniden bir araya getirmek için 55 yıl bekler.
Murat bana servet bırakmamıştı.
Bana çok daha değerli bir şey bırakmıştı:
Geçmişimde yarım kaldığını sandığım aşkın, aslında hayatımızın son gününe kadar ikimizin kalbinde yaşadığını.
O günden sonra Murat’ın evini satmadım.
Kasabada kalmaya devam ettim.
Hastanedeki işimi sürdürdüm ve Murat’ın adına yapılan bağışların ihtiyaç sahibi hastalara ulaşmasına yardım ettim.
Her yıl ölüm yıldönümünde evinin bahçesindeki eski sandığı açıp mektuplarına bakıyorum.
Ve her defasında aynı cümleyi hatırlıyorum:
“Bazen gerçek aşk, birlikte geçirilen yıllarla değil, birbirini hiç unutmamakla ölçülür.”
Murat’la sadece bir ay evli kaldım.
Ama o bir ay, 55 yıllık ayrılığın bütün acısını anlamlı kılmaya yetti.
Ve artık biliyorum…
Bazı aşklar gerçekten bitmez.
Sadece doğru zamanı bekler.
