Kutunun içinde, yıllardır kayıp sandığım küçük bir fotoğraf vardı.
Fotoğraftaki çocuk bendim. En fazla on yaşındaydım. Üzerimde eski, lacivert bir kazak vardı. Yanımda ise beyaz saçlı, güler yüzlü bir adam duruyordu. İkimiz küçük bir hastane bahçesinde oturuyorduk.
Adam, tıp fakültesinde okumam için bana ilk kez cesaret veren, yıllar önce kaybettiğim öğretmenim Kemal Bey’di.
Fotoğrafın arkasında tanıdık bir el yazısı vardı.
“İnsan bazen bir hayatı kurtaramaz ama o hayatın içinde bir ışık yakabilir.”
Dizlerimin bağı çözüldü. Arabanın kapısına yaslandım. Seçil endişeyle koluma dokundu.
“İyi misin?”
“Bu fotoğraf İlke’de ne arıyordu?”
Seçil’in gözleri doldu. “Çünkü senin kim olduğunu, sen onu tanımadan çok önce biliyordu.”
Kutunun içinde fotoğrafın altında küçük bir defter, birkaç mektup ve üzerinde tarih yazan katlanmış bir kâğıt vardı. Ellerim titrediği için hiçbirini açamadım.
Seçil yanıma oturdu. “İlke sana bunları kendisi anlatmak istedi. Ama son günlerinde yeterince güçlü değildi. Bir de senin ona acımanı istemiyordu.”
“Ne anlatmak istedi?”
“Önce eve git. Sonra defteri oku. Her şeyi anlayacaksın.” devamını diğer sayfaya geçerek okuyabilirsiniz

