“Vasiyetin son sayfasını tekrar oku. Hilmi’nin sana bıraktığı şey ev değil.”
Handan halamın gönderdiği mesajı bir kez daha okudum. Ardından sayfayı ışığa tuttum. Arkadaki imza annemin imzasına benziyordu. Altındaki tarihse onun ölümünden dokuz yıl sonraydı. İmzanın hemen üzerinde küçük harflerle “Belgelerin tamamını teslim aldım” yazıyordu.
O anda koridordaki ayak sesleri yaklaştı.
“İldeniz Bey, bizimle gelmeniz gerekiyor,” dedi gece görevlisi.
“Nereye götürüldüğünü bilmediğiniz bir adamın torununu da mı götüreceksiniz?”
Adam cevap vermedi. Duvarın köşesindeki güvenlik kamerasının kırmızı ışığı yanıp sönüyordu. Dedemin birkaç gün önce bana neden sürekli tavana baktığını o an anladım. Onun korkusunu yaşlılığa bağlamıştım; oysa çevresinde olup biteni hepimizden önce fark etmişti.
Yanındaki kişi kapıya doğru ilerleyince zarfı montumun içine sıkıştırıp yangın merdivenine koştum. Arkadan birinin bağırdığını duydum. Islak basamakları ikişer ikişer indim, servis avlusundan çıkıp arabama ulaştım.
Kontak anahtarını çevirirken telefonum çaldı. Handan halamdı.
“Beni dinle. Sakın eve gitme.”
“Dedem nerede? Sen nereden biliyorsun odada olduğumu?”
“Binanın kameralarını izleyen kişi beni aradı. Zarfı bulduğunu söyledi. Dedeni oradan çıkardım ama başka bir yere götürmemiz gerekiyor.”
“Bana neden baştan söylemedin?”
“Çünkü dedenin kime güveneceğini ben de bilmiyordum. Sabah her şeyi anlatacağım. Şimdi Mudanya’ya gel.”
Telefon kapandı. Halamın anlattıklarının ne kadarına inanacağımı bilmiyordum. Yine de ilk işim karakola uğramak oldu. Dedemin kaybolduğunu, huzurevinde sevk kaydı bulunmadığını anlattım. Zarfın ve mesajların fotoğraflarını görevli polise gösterdim. Başvurum kayda alındı; dedemin bulunduğu yeri öğrenir öğrenmez haber vermem istendi.
Sonra Mudanya yoluna çıktım. Yağmur şiddetlenmişti. Fotoğraftaki kapıyı büyütünce arkasında deniz fenerinin soluk ışığını gördüm. Çocukken dedemle yürüdüğümüz eski iskeleye yakın depolardı bunlar. On yedi numara bir ev kapısı değil, yıllardır kilitli duran balıkçı depolarından biriydi.
Handan halam beni deponun önünde bekliyordu. Yüzü solgundu, saçları yağmurdan sırılsıklamdı.
“Dedem nerede?”
“Güvende. Tanıdığımız bir sağlık görevlisiyle devlet hastanesinin aciline götürdüm. Kimliğiyle kayıt açıldı. Doktorlar onu kontrol ediyor.”

