
‘İnsanlar ne der?’ diye sordum.
‘İnsanların söyleyecek sözü hiç bitmez. Peki sen ne istiyorsun?’
Cevap veremedim.
Çünkü kalbimin ne istediğini biliyordum.
O akşam lacivert bir elbise giydim. Saçlarımı omuzlarıma bıraktım. Hafif bir parfüm sıktım.
Baran beni görünce birkaç saniye konuşamadı.
‘Süheyla… Muhteşem görünüyorsun.’
O iki kelime bütün akşam kulaklarımda yankılandı.
Yemekten sonra sahile yürüdük. Denizden hafif bir rüzgâr esiyordu. Üşüdüğümü fark edince ceketini omuzlarıma bıraktı.
Sonra elimi tuttu.
Parmaklarım titredi.
‘Korkuyor musun?’ diye sordu.
‘Evet.’
‘Benden mi?’
‘Hayır. Yeniden birini sevmekten.’
Bir süre sustu. Sonra yüzüme doğru eğildi.
‘İzin verir misin?’
Ne demek istediğini biliyordum.
Başımı hafifçe salladım.
Dudakları dudaklarıma dokunduğunda gözlerimi kapattım. Öpücüğü aceleci değildi. Sanki yıllardır söyleyemediğim bütün sözleri sessizce dinliyordu.
O an yaşımı unuttum.
Ama mutluluğumuz herkesin hoşuna gitmedi.
En yakın arkadaşım Feraye ilişkimizi öğrenince şaşkınlığını gizleyemedi.
‘Süheyla, aklını mı kaçırdın? O adam senin oğlun yaşında!’
‘Benim oğlum yok Feraye. Ve Baran bir çocuk değil.’
‘Seni üzer. Birkaç yıl sonra genç bir kadın bulur.’
Bu sözler içime korku düşürdü.
Baran’ın telefonlarına daha seyrek cevap vermeye başladım. Birlikte dışarı çıktığımızda insanların bakışlarını fark ediyor, elini bırakıyordum.
Sonunda bir akşam kapıma geldi.
‘Benden neden kaçıyorsun?’
‘Çünkü bu ilişkinin geleceği yok.’
‘Buna ikimiz birlikte karar vermeliyiz.’
‘Baran, ben senden yirmi yaş büyüğüm!’
Sesim yükselmişti.
O ise sakince yaklaştı.
‘Bunu ilk tanıştığımız gün de biliyordum.’
‘Ama yıllar geçecek. Ben yaşlanacağım.’
‘Ben yerimde mi sayacağım sanıyorsun?’
Gözlerim doldu.
‘Ya bir gün pişman olursan?’
Elimi iki avucunun arasına aldı.
‘Pişman olabileceğim tek şey, korkularımız yüzünden seni kaybetmek.’
O gece uzun uzun konuştuk. Geleceği, beklentilerimizi, korkularımızı anlattık. Baran benden hiçbir söz istemedi. Ben de ona sonsuzluk vaat etmedim.
Ama gitmesini de istemedim.
Kapının önünde durup bana baktığında ilk adımı bu kez ben attım.
Boynuna sarıldım.
Beni kendine çekti. Kalbimin atışlarını duyacak kadar yakındı. Yanağıma dokundu, saçlarımı kulağımın arkasına bıraktı.
‘Kalmanı istiyorum,’ diye fısıldadım.
‘Sen gerçekten istiyorsan kalırım.’
‘İstiyorum.’
O gece birbirimize yalnızca yakınlaşmadık. Uzun zamandır sakladığımız duygularımızı da açtık. Omzuna başımı yaslayıp sabaha kadar konuşmak bile bana yıllardır yaşamadığım bir huzur verdi.
Sabah mutfaktan gelen kahve kokusuyla uyandım.
Baran iki fincan hazırlamıştı.
‘Günaydın güzel kadın,’ dedi.
Gülümsedim.
‘Günaydın genç adam.’
İkimiz de güldük.
Fakat asıl sınavımız birkaç hafta sonra başladı.
Bir restoranda otururken yan masadaki iki kadın bizi göstererek fısıldaştı. Biri alaycı bir sesle, ‘Parası vardır herhâlde,’ dedi.
Sözlerini duydum.
Boğazım düğümlendi.
Baran da duymuştu. Masadan kalkacağını sandım. Ama yalnızca elimi tuttu.
‘Süheyla, bana bak.’
Başımı kaldırdım.
‘Ben neden burada olduğumu biliyorum. Sen de biliyorsun. Başkalarının uydurduğu hikâyeler bizim gerçeğimizi değiştirmez.’
İlk kez insanların önünde elini bırakmadım.
Aradan altı ay geçti.
İlişkimizde tartışmalar da oldu, kıskançlıklar da. Bazen ben yaş farkını gereğinden fazla düşündüm. Bazen Baran benim korkularımı anlamakta zorlandı.
Ama her defasında konuşmayı seçtik.
Bir akşam birlikte yemek hazırlarken radyoda eski bir şarkı çalmaya başladı.
Baran elindeki kaşığı bıraktı.
‘Benimle dans eder misin?’
‘Bu mutfakta mı?’
‘Başka bir yere ihtiyacımız var mı?’
Belime kolunu doladı. Ben de ellerimi omuzlarına koydum.
Küçücük mutfağımda, tencerelerin arasında yavaşça dans ettik.
Başımı göğsüne yasladım.
‘Baran, sana bir şey söyleyeceğim.’
‘Söyle.’
‘Ben seninle tanışmadan önce hayatımın güzel kısmının bittiğini sanıyordum.’
Alnımdan öptü.
‘Peki şimdi ne düşünüyorsun?’
Gözlerinin içine baktım.
‘Meğer kendimi çok erken yaşlandırmışım.’
Bugün elli altı yaşındayım. Baran otuz altı.
Hâlâ birlikteyiz.
Evlenmedik. Birbirimizi değiştirmeye çalışmadık. Her günü kusursuz yaşayacağımıza da inanmadık.
Ama sevgimizi saklamaktan vazgeçtik.
Artık aynaya baktığımda yalnızca yüzümdeki çizgileri görmüyorum. Gülüşümü, gözlerimdeki canlılığı ve kendime duyduğum güveni de görüyorum.
Baran bana gençliğimi geri vermedi. Zaten zamanın geri dönmesine ihtiyacım yoktu.
Bana hayatın hâlâ sürprizlerle dolu olduğunu hatırlattı.
En önemlisi de şunu öğrendim: Bir insanı sevmek için kendinden utanmamak, sevilmek için de genç görünmeye çalışmamak gerekiyormuş.
Çünkü gerçek aşk, insanın kaç yaşında olduğuyla değil, yanında nasıl hissettiğiyle anlam kazanıyormuş.
Ve ben elli beş yaşımda başladığım bu hikâyede, ilk kez kendi mutluluğumu başkalarının onayına bırakmamayı öğrendim.
