
Kızım Mirela hamile olduğunu söylediğinde henüz on sekiz yaşındaydı. Haberi ilk duyduğumda ne diyeceğimi bilememiştim. Onu karşıma alıp bebeğin babasının kim olduğunu defalarca sordum. Fakat Mirela her seferinde aynı cevabı verdi. “Anne, lütfen. Bununla kendim başa çıkabilirim.” Ne kadar ısrar etsem de bana hiçbir zaman bir isim vermedi. Bebeğin babasının hamilelikten haberi olup olmadığını bile söylemedi. Sonra torunumun dünyaya geldiği gün hayatımız tamamen değişti. Doğum sırasında Mirela ciddi komplikasyonlar yaşadı. Hastanenin koridorunda saatlerce bekledim. Sonunda bir doktor yanıma geldi ve gözlerini kaçırarak, “Çok üzgünüm. Elimizden gelen her şeyi yaptık,” dedi. O an dünyam başıma yıkıldı. Kızımı kaybetmiştim. Ama torunum hayattaydı. Leon’u kucağıma aldığımda onun artık benim sorumluluğum olduğunu biliyordum. Böylece hayatımın sonraki on yılı yalnızca onunla geçti. Leon büyüdükçe annesine benzeyen yönlerini daha fazla fark etmeye başladım. Gülüşü, bakışları ve hatta sinirlendiğinde kaşlarını çatması bile Mirela’yı hatırlatıyordu. Fakat büyüdükçe tek bir soru da sürekli karşıma çıkıyordu: “Anneanne, benim babam kim?” Her seferinde aynı cevabı vermek zorunda kalıyordum. “Bilmiyorum.” Bir gün Leon’la birlikte Mirela’nın mezarını ziyaret ettik. Leon, annesi için hazırladığı kartı arabada unuttuğunu fark edip geri döndü. Ben mezarın başında yalnız kaldığım sırada arkamdan bir kadın sesi duydum. “Kızınız Mirela’ydı, değil mi?” Döndüğümde daha önce hiç görmediğim bir kadın karşımda duruyordu. “Sen kimsin?” diye sordum. Kadın bir süre sustu. Sonra çantasından eski, kenarları yıpranmış bir zarf çıkardı. “Kızınıza bir söz vermiştim,” dedi. Zarfı bana uzattığında üzerindeki ismi gördüm. Benim adım yazıyordu. Fakat asıl şaşırtıcı olan, zarfın üzerindeki el yazısıydı. Bu, Mirela’nın el yazısıydı. Titreyen ellerimle zarfı aldım. “Bunu neden şimdi getiriyorsun?” diye sordum. Kadın gözlerini yere indirdi. “Çünkü artık saklayacak hiçbir şey kalmadı.” Tam zarfı açacakken Leon’un bize doğru geldiğini gördüm. Kadın bana yaklaşarak son bir kez fısıldadı: “Bu mektup size Leon’un babasının kim olduğunu anlatacak. Fakat bilmeniz gereken daha önemli bir şey var.” “Ne?” Kadın derin bir nefes aldı. “Mirela’nın size hiçbir şey söylememesinin sebebi, sizi korumaya çalışmasıydı.” O anda elimdeki zarfın ağırlığını ilk kez gerçekten hissettim. Çünkü on yıl boyunca cevabını aradığım sorunun, sandığımdan çok daha büyük bir sırrın yalnızca başlangıcı olduğunu anladım.
