
2. BÖLÜM: KOCAMIN BENDEN SAKLADIĞI KORKUNÇ SIR
Doktorun bilgisayarında kendi adımı görünce şaşkına dönmüştüm.
Dosyada benim bilgilerim vardı. Üstelik hiç haberim olmayan bir tıbbi araştırmaya katıldığım yazıyordu.
“Doktor bey, ben böyle bir araştırmaya katılmadım. Nasıl olur bu?” diye sordum.
Doktor ciddi bir ifadeyle yüzüme baktı.
“Nermin Hanım, üç ay önce özel bir hastanede muayene oldunuz mu?”
“Evet, kocam Emre götürmüştü.”
“Peki size bazı belgeler imzalattılar mı?”
Bir anda o günü hatırladım.
Emre beni özel bir kliniğe götürmüştü. Orada birçok test yapılmış, önüme bir sürü kâğıt konmuştu.
Belgeleri okumaya çalışırken Emre omzuma dokunmuştu.
“Hayatım, ben hepsini okudum. Merak etme, imzala.”
Ben de ona güvenip imzalamıştım.
Doktor konuşmaya devam etti.
“Nermin Hanım, içeceğinizde deneysel bir araştırmada kullanılan bir madde tespit edildi. Bu tür maddelerin kişinin bilgisi ve onayı olmadan verilmemesi gerekir.”
Bütün vücudum titremeye başladı.
“Yani kocam bana gizlice ilaç mı veriyordu?”
“Bunu kesin olarak kimin verdiğini bilmiyoruz. Ama bu maddeyi kullanmaya devam etmeden önce bağımsız bir sağlık değerlendirmesinden geçmelisiniz.”
Ardından doktor başka bir dosya açtı.
“Bir de görmeniz gereken bir şey var.”
Ekranda eski bir fotoğraf belirdi.
Bir hastane odasında, yatakta yatan beyaz saçlı bir kadın vardı.
Kadını görünce nefesim kesildi.
Çünkü bana inanılmaz derecede benziyordu.
Aynı gözler, aynı yüz hatları, hatta aynı saç modeli…
Fotoğrafın çekildiği tarihe baktım.
Tam 27 yıl öncesine aitti.
Kadının yanında genç bir adam duruyordu.
Adamı görünce kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
Tıpkı Emre’ye benziyordu!
“Bu nasıl mümkün olabilir?” diye fısıldadım.
Doktor masasından eski bir zarf çıkardı.
“Bu fotoğraf dün bize ulaştırıldı. Sonuçlarınız araştırmayla bağlantılı çıkarsa size vermemiz istendi.”
Zarfın üzerinde benim adım yazıyordu.
Fotoğrafın arkasını çevirdim.
Şu sözler yazılıydı:
“NERMİN İLK DEĞİL. EMRE’YE DİĞER ÜÇ KADINA NE OLDUĞUNU SOR.”
Ellerim titriyordu.
“Doktor bey, bu kadınlar kim?”
Tam o sırada kapı çalındı.
“Nermin, içeride olduğunu biliyorum.”
Bu ses…
Emre’nin sesiydi!
Şaşkınlıkla doktora baktım.
“Burada olduğumu nereden biliyor?”
Emre kapının arkasından konuştu.
“Hayatım, lütfen kapıyı aç. Her şeyi açıklayacağım.”
Dayanamadım.
“Benden ne saklıyorsun Emre? O içeceğe ne koyuyordun?”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra sesi titreyerek cevap verdi.
“Seni korumaya çalışıyordum.”
“Neyden koruyordun?”
“Diğer kadınların başına gelenlerden…”
Doktor yanımda kalmak şartıyla Emre’nin içeri girmesine izin verdim.
Emre perişan görünüyordu. Üzerindeki takım elbise kırışmış, yüzü solmuştu.
Fotoğrafı önüne koydum.
“Bu kadın kim?”
Uzun süre fotoğrafa baktı.
“Adı Sevim’di.”
“Peki yanındaki adam?”
“Babam.”
Şaşırdım.
Demek fotoğraftaki genç adam Emre’nin babasıydı. Birbirlerine o kadar benziyorlardı ki aynı kişi sanmıştım.
“Peki bu kadın neden bana benziyor?”
Emre derin bir nefes aldı.
“Sevim, babam için çok önemli biriydi. Onu büyütmesine yardım etmişti. Sonra ağır bir sinir sistemi hastalığına yakalandı.”
Emre’nin babası doktormuş. Sevim’i iyileştirmek için yıllarca araştırmalar yapmış.
Yaşlanmayla bağlantılı bazı süreçlerin hastalığı etkileyebileceğine inanıyormuş.
“Peki kadın iyileşti mi?” diye sordum.
Emre başını eğdi.
“Hayır. Sevim hayatını kaybetti.”
“Peki diğer üç kadın?”
“Babam araştırmaya devam etti. Sevim’e benzer özellikleri olan üç kadın daha araştırmaya katıldı.”
Doktor araya girdi.
“Birbirine benzemeleri, insanları böyle bir araştırmaya seçmek için bilimsel olarak yeterli bir neden değildir.”
Ama benim aklım başka yerdeydi.
“Emre, sana soruyorum! O üç kadına ne oldu?”
Gözleri doldu.
“Üçü de ciddi sağlık sorunları yaşadı. İkisi hayatını kaybetti. Üçüncüsü ise uzun süre sağlık sorunlarıyla mücadele etti.”
Sandalyeye tutundum.
“Sen bunları biliyor muydun?”
“Başlangıçta bilmiyordum.”
“Ne zaman öğrendin?”
Bir süre sustu.
Sonra başını eğerek konuştu.
“Biz evlenmeden önce…”
O an içimde bir şeyler koptu.
Demek her şeyi biliyordu.
Bana getirdiği çiçekleri, hazırladığı kahvaltıları, söylediği güzel sözleri düşündüm.
“Emre, benimle bu kadına benzediğim için mi evlendin?”
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Sadece onun için değil.”
Bu cevap beni daha da yıktı.
“Peki beni nasıl buldun?”
“Bir yardım gecesinde.”
O geceyi hatırladım.
Emekli öğretmenlere destek amacıyla düzenlenen bir toplantıda konuşma yapmıştım.
Emre yanıma gelmiş, benimle tanışmak istediğini söylemişti.
Meğer beni daha önceden araştırmış.
Fotoğrafımı araştırmayla bağlantılı bir veri tabanında görmüş.
Yaşımı, mesleğimi, ailemi, sevdiğim şeyleri öğrenmiş.
Bana en sevdiğim çiçekleri getirmesi, annemin tariflerini bilmesi, çocukken okuduğum kitapları hatırlaması tesadüf değilmiş.
“Yani beni tanımadan önce hakkımda her şeyi öğrenmiştin?”
Başını salladı.
“Evet. Ama sonra gerçekten âşık oldum.”
“Peki beni neden o kliniğe götürdün?”
“Babamın yarım kalan araştırmasını devam ettirmek istiyordum. Doktor, yeni yöntemlerle daha iyi sonuçlar alabileceğimizi söyledi.”
“Benim doktorum sağlıklı olduğumu söylemişti!”
Emre gözlerini kaçırdı.
“Üç hafta önce bazı test sonuçlarının yanlış gösterildiğini öğrendim.”
“Yani hasta bile değil miydim?”
“İlk sonuçlarda, araştırmaya alınmana gerekçe gösterilen hastalık görünmüyordu.”
Sinirden ağlamaya başladım.
“Peki neden her akşam bana o içeceği verdin?”
“Doktor, aniden bırakmanın sorun yaratabileceğini söyledi.”
Bu kez doktor sert bir sesle konuştu.
“Böyle bir durumda bağımsız bir değerlendirme yapılmalıydı. Eşinizin bilgisi olmadan deneysel bir uygulamayı sürdürmeniz doğru değildi.”
Emre başını eğdi.
“Özür dilerim Nermin.”
“Sen benim her gün biraz daha kötüleştiğimi gördün. Unutkanlığımı, yorgunluğumu gördün. Yine de devam ettin!”
Cevap vermedi.
Doktora döndüm.
“Bütün belgeleri istiyorum. Ayrıca başka bir hastanede muayene olmak istiyorum.”
Emre yanıma yaklaşmaya çalıştı.
“Nermin, lütfen…”
Elimi kaldırdım.
“Artık benim adıma karar veremezsin!”
Emre odadan çıktıktan sonra kardeşim Aysel’i aradım.
Sesimi duyunca bir şeyler olduğunu anladı.
“Abla, ne oldu?”
“Aysel, gel beni al. Sana ihtiyacım var.”
Kısa süre sonra geldi.
Her şeyi anlattım.
Bana sarıldı.
“Abla, artık benimle kalacaksın.”
Başımı salladım.
O gün ilk defa kendimi güvende hissederek ağladım.
Ertesi sabah Emre araştırmayla ilgili belgeleri getirdi.
Dosyalarda korkunç ayrıntılar vardı.
İlk muayene sonuçlarım, araştırmaya katılmam için gösterilen hastalığı doğrulamıyordu.
Üstelik unutkanlığım, baş dönmelerim ve sürekli uyumam bile kayıtlara geçirilmişti.
Ama araştırma devam etmişti.
Bazı belgelerde Emre’nin de imzası vardı.
Yani hiçbir şey bilmediğini söyleyemezdi.
Olayla ilgili inceleme başlatıldı.
Özellikle üçüncü kadının dosyası dikkat çekiyordu.
Kadın araştırmadan ayrılmak istemiş ve şikâyette bulunmaya çalışmıştı.
Ama dosyası birdenbire kapanmıştı.
Kimse sonrasında ne olduğunu bilmiyordu.
Birkaç gün sonra Emre aradı.
“Nermin, doktor belgelerin ortaya çıktığını öğrenmiş.”
“İyi olmuş.”
“Senin her şeye bilerek izin verdiğini söylüyor.”
“Öyleyse neden bana hiçbir şey anlatılmadığını açıklasın!”
Emre bir süre sustu.
Sonra üçüncü kadının yazdığı bir ifadeyi bulduğunu söyledi.
Kadın, sağlık sorunları yaşamaya başladıktan sonra şikâyetlerinin dikkate alınmadığını anlatmıştı.
Emre’ye bir soru sordum.
“Ben o şişeyi görmeseydim bana gerçeği söyleyecek miydin?”
Uzun süre cevap vermedi.
Sonunda fısıldadı.
“Bilmiyorum.”
İşte o an kararımı verdim.
Birkaç hafta sonra Aysel’le birlikte eşyalarımı almak için villaya gittim.
Emre kapıda bekliyordu.
Çok yıpranmış görünüyordu.
“Nasılsın Nermin?”
“Daha iyiyim.”
Gözleri doldu.
“Buna sevindim.”
Doktorun araştırmadan uzaklaştırıldığını ve çalışmaların inceleme bitene kadar durdurulduğunu söyledi.
Sonra aklımdaki soruyu sordum.
“Peki o fotoğrafı gönderen kişinin kim olduğunu buldunuz mu?”
Başını salladı.
“Evet.”
“Kimmiş?”
“Üçüncü kadın.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Yaşıyor mu?”
“Evet. Adı Leyla.”
Leyla, önceki araştırmadan sağ çıkmış ama ciddi sağlık sorunları yaşamıştı.
Araştırmanın yeniden başladığını öğrenince araştırmaya koyulmuş.
Sonunda benim adımı bulmuş ve fotoğrafın doktora ulaşmasını sağlamış.
“Neden doğrudan beni aramamış?”
“Çünkü ona inanmayacağından korkmuş.”
Haklıydı.
Altı ay önce biri bana bunları anlatsaydı belki de inanmazdım.
Emre’ye döndüm.
“Beni gerçekten sevdin mi?”
Gözlerinden yaşlar aktı.
“Evet Nermin. Gerçekten sevdim.”
“Sana inanıyorum. Ama sevgi böyle olmaz Emre. Sen beni korumadın. Benim hayatımla ilgili kararları benden gizli verdin.”
Ağlamaya başladı.
“Çok pişmanım.”
“Ben de sana güvendiğim için pişmanım.”
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra söyledim.
“Boşanmak istiyorum.”
Emre yalvardı.
“Ne olur bir şans daha ver.”
Başımı salladım.
“Eğer benim için gerçekten iyi bir şey yapmak istiyorsan, bildiğin her şeyi yetkililere anlat. Hiçbir şeyi saklama.”
Eşyalarımı topladım ve evden çıktım.
Bu kez arkama bile bakmadım.
Aylar geçti.
Doktorların takibinde sağlığım yavaş yavaş düzelmeye başladı.
Eskisi kadar yorgun değildim. Unutkanlığım da azalmıştı.
Bir süre Aysel’in yanında kaldım.
Sonra Leyla ile tanıştım.
Bastonla yürüyordu. Sakin konuşan, iyi kalpli bir kadındı.
Küçük bir kafede oturduk.
Bana yaşadıklarını anlattı.
Başlangıçta doktorların kendisine yardım etmek istediğine inanmış.
Ama sağlık sorunları başlayınca kimse onu dinlememiş.
Hatta zamanla kendi düşüncelerinden bile şüphe etmeye başlamış.
Sanki kendi yaşadıklarımı dinliyordum.
“Beni neden uyardın Leyla?” diye sordum.
Hüzünlü bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Çünkü ben yardım istediğimde kimse beni dinlemedi.”
Elini tuttum.
“Hayatımı kurtarmış olabilirsin. Teşekkür ederim.”
“Güzel yaşa Nermin. Bana en büyük teşekkürün bu olur.”
O sözlerini hiç unutmadım.
Araştırmayla ilgili incelemeler devam ederken Emre’den resmen boşandım.
Boşanmaya itiraz etmedi.
Son kez bir mektup gönderdi.
Mektubunda beni korumaya çalışırken hayatımı kontrol ettiğini, babasının yarım kalan işini tamamlamaya uğraşırken benim duygularımı ve haklarımı unuttuğunu yazmıştı.
Bir cümlesi aklımda kaldı:
“Sana daha güzel bir gelecek vermeye çalışırken, zaten sahip olduğun hayatına saygı göstermeyi unuttum.”
Mektubu katlayıp çekmeceye koydum.
Cevap yazmadım.
Çünkü bazı özürleri kabul etmek, o kişiye geri dönmek anlamına gelmezdi.
Aradan bir yıl geçti.
Aysel’in evine yakın, küçük ve bahçeli bir ev aldım.
Güneş alan bir mutfağım, çiçeklerle dolu bir bahçem ve kitaplarım için raflarım vardı.
Haftada iki gün çocuklara gönüllü olarak kitap okumayı öğretiyordum.
Bir sabah küçük bir kız elinde kitapla yanıma geldi.
“Öğretmenim, bana bunu okumayı öğretir misin?”
Gülümsedim.
“Elbette güzel kızım.”
O an uzun zamandır hissetmediğim bir mutluluk duydum.
Yeniden eski Nermin olmuştum.
Zengin bir adamın karısı değildim.
Bir araştırmanın deneği değildim.
Başkalarının benim adıma karar verdiği bir kadın değildim.
Sadece çocukları seven, öğretmenliği özleyen, hayatına devam eden bir kadındım.
Bir akşam bahçemde çiçeklerle uğraştıktan sonra mutfağa girdim.
Kendime sıcak süt hazırladım.
İçine biraz bal, tarçın ve vanilya koydum.
Kaşığı karıştırırken bir an durdum.
Emre’yi hatırladım.
O küçük siyah şişeyi…
Her akşam içeceğimi bitirmem için ısrar edişini…
Sonra kendi evime baktım.
Artık kimse bana ne yapacağımı söylemiyordu.
Kimse sağlığımla ilgili kararları benden gizli vermiyordu.
Bardağımı alıp pencerenin önüne oturdum.
Bir yudum içtim.
Tadı çocukluğumda annemin hazırladığı süt gibiydi.
Sıcacık, tatlı ve huzur vericiydi.
Biraz daha içtim.
Sonra bardağı masaya bıraktım.
Yarısı hâlâ doluydu.
Ve gülümsedim.
Çünkü artık o bardağı bitirmek zorunda değildim.
İster içer, ister bırakır, ister dökerdim.
Karar tamamen bana aitti.
O yaşadıklarımdan sonra bir şeyi çok iyi öğrenmiştim:
Gerçek sevgi, insanın özgürlüğünü elinden almaz. Seven insan kandırmaz, korkutmaz, hayatıyla oynamaz. Çünkü sevginin olduğu yerde güven ve saygı da olmalıdır.
